Sayfalar

26 Mayıs 2009 Salı

Magnum Ama Nasıl?

Epey zamandır "Ye 45: Dondurma" etkinliği için değişik ne yapabilirim diye düşünüyordum. Dün akşam buzluğun derinliklerinde bir tane Magnum keşfettim. Biz hiç almadığımız ve yemediğimiz için çok şaşırdım tabii. Sonra ablamların taşınmama yardım etmek için geldiklerinde aldıklarını hatırladım. Ne zaman taşındın diye sakın sormayın:) Elimde kahve fincanımla, masanın üzerinde, paketin ağzı açık kaldığı için hafiften yumuşamış Eti Pötibör çifte kavrulmuş bisküvileri görünce yeni bir şey denemeye karar verdim. Bu tarifte dikkat edilmesi gereken nokta magnumun tamamen erimemesi, sadece biraz yumuşamalı. Eriyip yeniden dondurulan dondurmaların bakteri ürettiklerini unutmayın! Bir de yazmadan edemeyeceğim, bu tarifin gerçek dondurmayla yapılması halinde çok daha lezzetli olacağını düşünüyorum. Biz bu tür ürünleri yerken margarin mi yoksa dondurmamı yiyoruz, hiç anlayamıyoruz. Bu yüzden de böyle şeyleri hiç almıyoruz. Bence Magnum bu haliyle daha bir yenilebilir olmuş. Tarif 2 kişilik.
Malzemeler: 1 adet Magnum Klasik, 7-8 tane bisküvi, 1 dolu avuç ceviz içi, 3 yemek kaşığı şekersiz filtre kahve, üzeri için 1 yemek kaşığı kadar rendelenmiş bitter çikolata
Yapılışı: Yayvan bir kabın içine magnumu koyup biraz yumuşamasını beklerken, robotta ceviz içi ve bisküvileri un haline getirin ve bir tasa boşaltın. Üzerine kahveyi koyun, karıştırın ve bu karışımı bir kaşık yardımıyla magnumla karıştırın ve donmaya müsait bir kabı önce su ile çalkalayıp karışımı bu kaba koyun ve buzluğa kaldırın. Servisten önce üzerine rendelenmiş bitter çikolata serpin. Afiyet olsun!

21 Mayıs 2009 Perşembe

Kekikli Portakallı Çörek

Hafta başından arkadaşlarla cumartesi günü bebişlerimizi Hayvanat Bahçesi’ne götürelim diye görüşüp hızlıca karar vermiştik ama hangimizin ne yapıp getireceğine karar vermek için epey bir mail trafiği yarattık aramızda. Benim payıma tuzlu bir şeyler yapmak düştü. Bebişler dolaşırken ellerinde tutup rahat yesinler diye çörek yapayım, dedim. Tariflere baktım baktım, o an hiç birini beğenmedim ve en sonunda mecburen gecenin bir vakti kafamdan bir çörek uyduruverdim. Meleğim uyku arasında uyanıp su istemeseydi, hamuru 20 dakika kadar dinlendirmek zorunda kalmayacaktım ama sonradan hamurun çok iyi toparlandığını görünce bazı çörek tariflerindeki dinlendirme aşamasını hatırlayıp ‘demek ki gerekliymiş bu’, dedim kendi kendime. En son fırından çıkarmadan önce ‘ay çok açık renk kaldı bunlar, azıcık rengi dönsün bari’ deyip fırını fanlı programa çevirmeseydim sanırım çok daha yumuşak olacaklardı. Gerçi arkadaşlara göre güzel olmuştu galiba ki “bloga koyacaksın dii mi bu tarifi” diye sordular. Adam başı ikişer çörekten 8-10 kişilik.
Malzemeler: 2 yumurta, ½ su bardağı suyu alınmış koyu yoğurt, 100 gr. yumuşak margarin, 1 portakalın suyu ve aynı portakalın kabuğunun rendesi, 2 tatlı kaşığı kuru kekik, 125 gr. ezilmiş beyaz peynir, 1 paket kabartma tozu, aldığı kadar un.
Yapılışı: Yumuşamış margarini, oda sıcaklığındaki yumurtaları, yoğurdu, peyniri, portakal suyu ve kabuğunu derin bir yoğurma kabına koyun. Üzerine kekiği ekleyin. Kabartma tozuyla karıştırılmış ve elenmiş unu azar azar koyun. Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edene kadar yoğurun. Hamurun elinize yapışmaması gerek. Üzerini nemli bir bezle kapatıp ılık bir yerde 20 dakika kadar dinlendirin. Hamurdan şöyle ceviz büyüklüğünde parçalar kopartıp yuvarlayın. Yağlı kağıt koyduğunuz veya yağladığınız tepsiye kabarma paylarını da düşünerek biraz aralıklı dizin. Önceden 175-180 derecede ısıttığınız fırında 35-40 dakika pişirin. Üzerine yumurta sürülmediği için üstü kavrulmuyor ve biraz açık renk kalıyor. Sakın benim gibi yapmayın ve fırını fanlı programa çevirmeyin. Afiyet olsun!

15 Mayıs 2009 Cuma

Pakize Barışta’dan Fırında Somon Balığı

Bugünkü balık tarifi Pakize Barışta’ya ait. İnternette yayınlanmaya başladığından beri takip ettiğim gazetem.net’in kurucularından olan Pakize Barışta’nın edebiyat ve felsefe yazılarının yanı sıra aynı sitede verdiği tarifler de çok güzel. Şimdiye kadar denediğim tüm tarifleri gayet iyi sonuçlandı. Sanırım O’da benim gibi mutfakta bir şeyler pişirerek vakit geçirmeyi seviyor. Bu tarifte mutlaka yerli somon da denilen Deniz Alası kullanmak gerekli. Norveç somonlarıyla yapınca aynı tadı bulamadığını yazmış, Barışta. Bence yemeğin tüm özelliği sosunda. Hem pratik hem çok lezzetli. Biz iki gün önce ayıla bayıla yedik. Ertesi gün iş günü diye sarımsak koymadım. Yine de çok güzel oldu.
Deniz Alası somon balığı kadar yağlı değil. Bu yüzden yedikten sonra ağır gelmiyor insana. Rengi de sanırım bu yüzden biraz daha açık. Okuduğum kadarıyla Omega3 açısından da neredeyse aynı değerdeler. Ben 1,300 gr. gelen bir balığı 4 parça fileto yaptırdım. Fileto haline gelince 900 gr.-1 kg.’a düştü ağırlığı. Bizim gibi balığı çok seven 2,5 kişilik bir aileye de ziyadesiyle yetti. Meleğim önündeki balık parçaları bittikçe çığlıklar atıp uyardı bizi, nerede kaldı balığım? diye. Son günlerde saray gelini olmaktan vazgeçip elle yemek yemenin tadına varmaya başladı da...
Malzemeler:1 adet filetosu çıkarılmış, iki veya dört parçaya ayrılmış Deniz Alası balığı, 2 adet ince rendelenmiş büyük havuç, 3 adet büyük boy soyulmuş rendelenmiş domates, 4 diş sarımsak rendesi, tuz, karabiber, 2 yemek kaşığı zeytinyağ.
Yapılışı: İki büyük parça balık için uygun boydaki bir fırın kabının içine rendelenmiş havuç ve rendelenmiş domatesi, tuz, biber ve rendelenmiş sarımsakla birlikte karıştırarak döşeyin. Üzerine tuzlanıp biberlenmiş balık filetolarını gömün. Filetoların üzerinde iki yemek kaşığı zeytinyağını gezdirin ve yüksek derecede (elektrikli ise 225 derecede) ısıtılmış fırının orta gözündeki tepsiye yerleştirin. 20 dakika pişirin. Fırınınızın gücüne göre bu süreyi 30 dakikaya çıkarabilirsiniz. Afiyet olsun!

10 Mayıs 2009 Pazar

Çiğdem’in Kakaolu Kayısı Püreli Keki

İki hafta önce pazartesi öğlene doğru arkadaşım Gülüş’le konuşup kızımla onlara gitmeye karar verince hemen uyduruverdim bu tarifi. Bilhassa Gülüş’ün hızla büyüyen sevimli oğlu Barış’ı düşünerek yaptım keki ama Gülüş’ün ikinci bebeğine hamile olduğunu ve ilk üç ay üç kilo alınca azıcık dikkat etmeye başladığını unutuvermişim. O da biz gidiyoruz diye güzel şeyler yapmış, almış. Ayrılırken, 'evde çok şey oldu' deyip kekin yarısını elime tutuşturdu. Böylelikle eşimin de fikrini alma şansım oldu. Nasıl olmuş diye sormama gerek bile kalmadı çünkü ertesi güne kek te kalmadı. Eve dönüp tarifimi kayda geçirirken bir de internete baktım. Bulabildiğim tariflerin hemen hepsi kuru kayısıların küçük küçük doğranmasıyla, bana çok gelen yumurta sayısı ve sıvıyağ miktarıyla birbirine çok benziyordu.
Keki yaparken bazen kahvaltıda marmelat yerine yediğim ve hiç şeker koymadan yaptığım kayısı püresini kullanayım, dedim. Kakaoyla birbirlerine çok yakıştılar. İnsanın elinin altında kurabiyelere, keklere kullanmak ya da benim gibi marmelat niyetine yemek üzere böyle meyve pürelerinin olması çok işe yarıyor. Ben 10x30 cm.lik kek kalıbını tercih ettim ama çapı 20 cm. olan yuvarlak kek kalıbı da kullanabilirsiniz. Tarif adam başı birer dilimden hesaplanırsa 8-10 kişilik.
Malzemeler: 3 yumurta, 1 su bardağından 2 parmak eksik toz şeker, 2 yemek kaşığı kakao, ½ su bardağı çekilmiş ceviz veya fındık, ½ çay bardağı süt, ½ subardağı sıvıyağ, 1 paket kabartma tozu, 2 su bardağı un, ½ su bardağı kayısı püresi, 80-100 gr. küçük doğranmış bitter çikolata.
Yapılışı: Yumurtaları önce 1-2 dakika, şekeri ekledikten sonra 3-4 dakika daha çırpın. Ardından süt, sıvıyağ, kakao, fındık, kabartma tozuyla karıştırılmış, elenmiş unu ekleyin. Karışımın yarısını yağladığınız kek kalıbına dökün. Daha önceden haşlayıp püre haline getirdiğiniz kayısıları karışımın üzerini tamamen kaplayacak şekilde yayın. Pürenin üzerine küçük küçük doğradığınız bitter çikolatayı serpiştirin. Kalan karışımı kalıbın içine kayısı püresinin üzerini kapatacak şekilde dökün. 170 derecede önceden ısıttığınız fırının fanlı programında 30-35 dakika pişirin. Afiyet olsun!
Not: Meleğim peklik çektiğinde, kayısı püresini ya kahvaltısına ya da akşam üzeri yediği meyve karışımına ekliyorum ve çok kısa sürede sonuç alıyorum.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Patlıcanlı Enginar

Beni bahar geldiğine en iyi ikna eden tarif budur. Közlenmiş patlıcanın ve enginarın müthiş uyumu. Bu şahane Ege yemeği, Komili’nin üzerinde hangi tarihte basıldığına dair hiçbir bilginin yer almadığı Ege Lezzetleri başlıklı kitabından. İnternetteki kitapçılardan araştırdığımda künyesinden öğrenebildiğim kadarıyla 200 yılında Komili tarafından basılmış ama ISBN numarası yok ve tükenmiş. Sanırım özel basım. Kitaptaki tariflerin tamamı Gökçen Adar’a, yemek fotoğrafları Serdar Tanyeli’ne ait. Editörü de Nurettin Çelik.
Kitapta patlıcanların közlenmesi epey uzun anlatılmış. Ben işin kolayına kaçarak hazır közlenmiş patlıcan ve enginar konservesi kullandım. Daha önce konserveden yaptığım zeytinyağlı enginar yemeğini misafirlerim çok beğenmişti. Peki, tamam, bir kaç değişik yemekten sonra o tarifi de yazarım. Tarifin orijinalinde közlenmiş patlıcana krema ekleniyordu, ben koymadım. İsterseniz patlıcan karışımına 1 çay bardağı rende tulum peyniri veya kaşar katabilirsiniz. Evde kapari turşusu yoksa üzülmeyin, koymamanız tarifi bozmaz. Kırmızı biber miktarını da arzuya göre değiştirebilirsiniz. Benim acı bibere alerjim olduğum için her bir enginarın üzerine birer çimdik koydum. Tarifte doğal olarak patlıcana ayrı, enginara ayrı Komili zeytinyağı kullanılmış. Ben her ikisine de geçen yaz Cunda’dan aldığım halis muhlis Ada Zeytinyağı’nı kullandım. İlla da patlıcanı kendim közlerim diye ısrar edenlere, 1 kg. patlıcana ihtiyacınız olacak diyerek malzemelere geçiyorum. Tarif kişi başına bir enginar çanağından hesaplarsak 8 kişilik.
Malzemeler: 1 kavanoz közlenmiş patlıcan veya 1 kg. közlenmeyi bekleyen patlıcan, 2 kahve fincanı sızma zeytinyağı, 1 kahve fincanı limon suyu, 1 tatlı kaşığı tuz, 200 gr. krema (arzuya göre), 8 adet enginar, 8-10 adet taze soğan, 1,5 çay bardağı riviera zeytinyağı, 3-5 sap dereotu veya nane, 8 kahve kaşığı kebere yani kapari turşusu, 1 kahve kaşığı kırmızı pul biber
Yapılışı: Zeytinyağı ve limon suyunu çukur bir kapta karıştırın. Közlenmiş patlıcanlara ekleyin. Tuz ve arzuya göre kremayı katıp karıştırın ve karışımı buzdolabında 2-3 saat soğutun. Enginarları limonla ovup tuzlu, limonlu suyun içinde bekletin. Diğer taraftan ince kıyılmış taze soğanları tencerede zeytinyağı ilavesiyle orta ateşte sürekli karıştırarak öldürün. Üzerine enginarları, ½ kahve fincanı limon suyunu, 1 tatlı kaşığı tuzu ve enginarların seviyesine kadar suyu ekleyin. Tencereyi kapağı kapalı olarak kaynamaya bırakın. Kaynadıktan 5 dakika sonra ocağın altını kısıp pişirmeye devam edin. Enginarlar yumuşayınca pişmiş demektir. Enginarları servis kabına alırken üzerine yapışmış olan soğanları temizleyin. Tenceredeki suyu süzüp enginarların üzerinde gezdirin. Patlıcan ezmeyi enginar çanaklarına bölüştürün, düzgün şekil verin. Üzerlerini 3-4 dereotu veya nane yapraklarıyla süsleyin. Varsa kebere (kapari) turşusunu ve kırmızı pul biberi serpiştirin. Afiyet olsun!

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Pırasalı Karmaca

Geçtiğimiz Cumartesi Banu’larda toplanmaya karar verince, Cuma akşam üzeri ne yapayım diye düşünmeye başladım. Genelde tatlı şeyler yaparım bir yerlere giderken. Ama bu sefer hem büyükler hem de bebişler yiyebilsin, üstelik besleyici de olsun dedim ve aklıma annemin, bana pırasayı yedirebildiği tek tarif olan özel karmacası geldi. Hemen İstanbul’a, anneme telefon ettim. Gayet ayrıntılı bir tarif aldıktan sonra işe koyuldum. 20 dakika sonra karışımı fırına koymuştum bile. Ertesi gün bebişler bahçede dolaşırlarken hapur hupur yiyince, sofrada da anneler çok güzel olmuş, bu tarifi bloga yazacaksın dii mi? diye sorunca, sırada bekleyen bir dolu tarif olmasına rağmen sıcağı sıcağına yazmak istedim.
Bu aralar bütün tarifler yarın yazarım, sonraki gün yazarım diye diye yazılamaz hale geliyor. Üstelik görev/sorumluluk bilinci gelişmiş bir insan olduğumdan, kafamda da sürekli “yaz, hadi yaz!” diyen sesim çınlıyor. Hani iktisat mezunuyum ya, hızlıca bir fayda maliyet analizi yapıyorum ve kızın oyuncaklarını toplamak veya 3-5 parça daha ütü yapmak, yorgunluk dışında –ki başka bir hissiyat var mıydı, artık onu bile hatırlamıyorum- neredeyse maliyeti olmayan bir fayda yaratıyor. Neyse moral bozucu olmaya başladım. Bir daha sırtım, belim ağrıyorken tarif yazmayacağım, anlaşıldı.
Tekrar tarife dönecek olursak, orijinalinde beyaz peynir yok, ben bebişleri düşünerek ekledim. Peynirin tuzunu gözönüne alarak tuz koymadım. Siz sadece pırasalı yapacak olursanız tuz koymayı unutmayın. Evde sadece 300 gr. lık mısır unu kaldığından beyaz un miktarını 1 su bardağına çıkarttım, çok da güzel oldu. Karışım her ne kadar kek gibi yapılıyorsa da börek kadar ince olmalı. Bu yüzden tepsiye döktüğünüzde “az geldi, çok ince oldu” diye telaşlanmayın. Tarif, bir fırın tepsisini kaç dilime bölerseniz ve adam başı kaç dilim yemek isterseniz o kadar kişilik. Tabii “bir tepsi bize çok fazla, bu kadar kalabalık değiliz” derseniz, malzemeleri yarıya indirip kalıp olarak büyük dikdörtgen borcam veya 25-30 cm.lik yuvarlak kek kalıbı kullanabilirsiniz.
Malzemeler: 1 kg. pırasa, 1 baş soğan, 1 çay bardağı sıvıyağ, 4 yumurta, 1 su bardağından 2 parmak az yoğurt, 1 su bardağı süt, 1 tatlı kaşığı kimyon, 1 çay kaşığı karabiber, 200-250 gr. kadar ezilmiş beyaz peynir, 1 paket kabartma tozu, 500 gr. mısır unu, 1 çay bardağı beyaz un.
Yapılışı: Sıvıyağın bir kısmıyla soğanı pembeleştirin. Çok ince kıyılmış pırasaları ekleyin, yağda çevirerek yaklaşık 10 dakika pırasaları pişirin. Diğer tarafta yumurtaları çukur bir kapta 2-3 dakika çırpın. Sırasıyla yoğurdu, sütü, sıvıyağı, karabiberi, kimyonu ekleyin. Beyaz peyniri de ilave edip karıştırın. Elenmiş ve kabartma tozuyla karıştırılmış mısır ununu ve beyaz unu koyup bu sefer tahta kaşık kullanarak karıştırmaya devam edin. Son olarak pırasaları da ekleyip şöyle bir kaç kez çevirin. Karışım pırasaları da ekledikten sonra koyu bir boza kıvamında olmalı. Yağlanmış fırın tepsisine eşit miktarda yayın. Önceden 180 derecede ısıtılmış fırında 35-40 dakika pişirin. Afiyet olsun!

22 Nisan 2009 Çarşamba

Profiterol

Eveeet! Nihayet sıra profiterol tarifine gelebildi. Benim için bilhassa bu dönem yapılamayacak tariflerin başında geliyor. İşin insanın içini bayan kısmı, küçük topları kesip kremayla doldurmak. Eğer uzun uzun düşünmeniz gereken bir durum varsa ideal bir zaman. Otomatiğe bağlamış biçimde topların içine krema doldur, bu arada düşün düşün, dur. Bu yüzden canım ablacığımın büyük bir sabırla yaptığı profiterol bana gerçek bir sürpriz oldu İstanbul’a vardığımda. Tarife biraz pratiklik katmak adına çikolata sosu için Dr.Oetker çikolata sosunu da kullanabileceğinizi belirteyim hemen. 2 paket yeterli oluyor. Tarif 8-10 kişilik
Hamur toplar için malzemeler: 300 ml. su, 100 gr. tereyağ, 1 silme su bardağı (140 gr.) un, bir tutam tuz, 4 yumurta.
Yapılışı: Suyla tereyağını kaynatın. Unu ve bir tutam tuzu kaynayan karışıma dökün, karıştırın. Ateşten alın, sonra tekrar 1 dakika ateşte pişirin. Hamuru rondonun içerisine koyun. Yumurtaları birer birer hamura yedirin. Hamurdan fındık büyüklüğünde parçalar koparın ve yağlanmış tepsiye yerleştirin. 200 derecede 20 dakika pişirin. İlk 20 dakika fırını açmayın. Daha sonra ısıyı 150 dereceye düşürün ve 25 dakika daha pişirin. Fırını kapattıktan sonra tepsiyi biraz daha fırında bekletin. İster ortalarından keserek isterseniz krema sıkma tüpü ile beyaz kremayı soğuyan topların içine doldurun. Son olarak soğumuş olan çikolata sosunu içlerine beyaz krema doldurulmuş topların üzerine gezdirin.
Krema için malzemeler: 2 silme yemek kaşığı un, 150 gr. toz şeker, 2 silme yemek kaşığı nişasta, bir tutam tuz ve şeker, 2 su bardağından biraz fazla süt, 1 yumurta.
Yapılışı: Bütün malzemeleri tencereye koyun, sürekli karıştırarak pişirin.
Sos için malzemeler : 1 çay bardağı krema, 160 gr. bitter çikolata. Yapılışı: Kremayı tencereye koyun. Bitter çikolatayı ekleyin ve karıştırarak eritin.
Afiyet olsun!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails